• Şehit Uzman Çavuş Gözyaşları ile Uğurlandı

  • ÖDP'li Konuk, Erdoğan'a Hakaretten Duruşmaya Çıktı

  • Erdoğan'a 'Tokat' Gibi Cami Yanıtı

Hoşgeldiniz

Düzgün, CHP Grup Yönetimi'ne Seçildi

Tokat Gazetesi - 26 Haziran 2015


Paylaş

Düzgün: "Gökçek'i Muhatap Almıyoruz"

Tokat Gazetesi - 1 Ağustos 2015


Paylaş

Göç Sorununu Meclis Araştırsın

Tokat Gazetesi - 29 Temmuz 2015


Paylaş

CHP Tokat Mv. Dr. Orhan DÜZGÜN Cemevleri'nin Sorunları Hakkında Meclis Araştırma Önergesi

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Anayasamızda “Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir” ilkesi bulunmaktadır fakat buna rağmen Cemevleri halen ibadethane olarak yasal statüye sahip değildir. İbadethane olarak kabul edilmediği için elektrik, su ve yakıt faturalarından muaf tutulmayan cemevlerine, faturalarını ödemedikleri için haciz gelmeye başlamıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi aldığı kararla Cemevlerinin, camiler gibi ibadet yerlerinden farklı olarak elektrik faturalarından muaf tutulmamasını, İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ayrımcılığı yasaklayan 14. maddesi ve düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne ilişkin 9. maddesine aykırı buldu çünkü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 'Ayrımcılık yasağını' düzenleyen 14. Maddesi çok açık hükümlü: "Bu Sözleşme'de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, serbest, doğum veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayrımcılık yapmadan sağlanır..."demektedir.

AİHM bu kararıyla açık olarak "Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Cemevlerinin dini ibadet yeri olmadığı görüşünü" de reddederek "camilerden, kiliselerden, sinagoglardan elektrik faturası alınmıyorsa Cemevi'nden de alınmaması gerektiğine ve farklı muamelenin makul bir gerekçesinin bulunmadığını karara bağlamıştır.

Halkımızın vicdanını rahatlatacak olan ve dili, dini, inancı ne olursa olsun ayrımcılığa maruz kalmadan, eşitlik ilkesini ihlal eden bu sorunların tespiti ve çözümlenmesi için Anayasamızın 98. Maddesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104. ve 105. maddeleri gereğince bir Araştırma Komisyonu kurularak konunun tüm boyutlarıyla araştırılmasını saygılarımızla arz ederiz.

Dr. Orhan DÜZGÜN
Tokat Milletvekili


Paylaş

Tokat İl Müftülüğü Erdoğan'ı Yalanladı

Yeni Tokat Gazetesi - 3 Ağustos 2014


Paylaş

CHP Tokat Mv. Dr. Orhan DÜZGÜN Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Hakkında Kanun Teklifi

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

 

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifim ve gerekçesi ekte sunulmuştur.

Gereğini saygılarımla arz ederim. 08/01/2015

 

                                                                                                       Dr. Orhan DÜZGÜN

                                                                                  Tokat Milletvekili

 

SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ


MADDE 1- 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarında yer alan “Tablonun (10)” ibareleri ile dördüncü fıkrasında yer alan “tablonun (10)” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve (19)” ibaresi eklenmiş; ikinci fıkrasında yer alan tabloya aşağıdaki sıra eklenmiştir.

“19) Sağlık ve sosyal hizmet verilen işyerleri

1) Sağlık ve sosyal hizmet verilen işyerlerinde verilen işyerleri çalışan sağlık personeli

120

2) Sağlık ve sosyal hizmet verilen işyerlerinde vardiya, nöbet, icap nöbeti, uzatılmış mesai               gibi çalışma biçimleri ile günlük normal mesai saatleri dışında veya tatil günlerinde çalıştırılan sağlık personeli ile günlük, haftalık çalışma sürelerinin üzerinde fazla çalışma yaptırılan sağlık personeli

 

150

3) Sağlık ve sosyal hizmet verilen işyerlerinde yoğun bakım, acil sağlık hizmetleri, ameliyathane, İyonlaştırıcı radyasyonla teşhis, tedavi, araştırma iş veya işlemlerinde çalışan sağlık personeli ile ağırlığı ve yıpratıcılığı bakımından benzeri nitelikteki işlerde çalışan sağlık personeli

 

180

4) Sağlık ve sosyal hizmet verilen işyerlerinde çalışan diğer hizmet sınıfına dâhil personel

60

5) Sağlık ve sosyal hizmet verilen işyerlerinde vardiya, nöbet, icap nöbeti, uzatılmış mesai               gibi çalışma biçimleri ile yoğun bakım, acil sağlık hizmetleri, ameliyat hane, İyonlaştırıcı radyasyonla teşhis, tedavi, araştırma iş veya işlemleri ile ağırlığı ve yıpratıcılığı bakımından benzeri nitelikteki işlerde çalışan diğer hizmet sınıfına dâhil personel

 

90”

MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

 

GENEL GEREKÇE


Genel olarak bütün sağlık çalışanları yönünden, sürekli hastayla ve hastalıklarla ilgileniyor olmak, bir anlamda hastalarla ve hastalıklarla yaşıyor olmak en önemli sorundur. Bununla birlikte sağlık çalışanlarının çalışma ortamından kaynaklanan radyasyon, ısı, kazalar gibi fiziksel faktörler, anestezik gazlar, antiseptikler gibi kimyasal faktörler, bakteriler, virüsler gibi biyolojik faktörler, ergonomik faktörler, hastalar ve hasta yakınları tarafından yapılan saldırılar gibi doğrudan etki sonucu gelişen “organik sağlık sorunları” bulunmaktadır. Yanı sıra nöbet, vardiya, gün içinde çok fazla hasta görülmesi gibi aşırı iş yüklemesi, çalışma süresinin fazlalığı, aşırı fiziksel ve ruhsal yoğunluk ve strese bağlı oluşan alkol ve ilaç düşkünlüğü, gebelik ve çocuk büyütmede sorunlar, ekibe uyumsuzluk, eğitim ve araştırma olanaklarında kısıtlılık, yabancılaşma gibi çalışma koşulları ve çalışma ortamının etkisi sonucu gelişen “psiko-sosyal sorunlar” söz konusudur.

Çalışma ortamı ve çalışma koşullarının sağlık çalışanlarının sağlıkları üzerindeki etkilerini ortaya koyan, aradaki doğrudan bağı saptayan çok sayıda bilimsel çalışma bulunmaktadır. Çalışma ortamı ve koşulları ile sağlık çalışanlarının sağlığı arasındaki etkileşimi ortaya koyan bilimsel çalışmaları örneklemek gerekirse;

Sağlık çalışanları Hepatit B, Hepatit C, AIDS, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) gibi kan/kan ürünleri ile bulaşan hastalıklar ve influenza, SARS (Ciddi Solunum Yolu Yetmezliği Sendromu), MERS CoV (Orta Doğu Solunum Yolu Yetmezliği Sendromu) gibi solunum yolu ile bulaşan hastalıklar yönünden risk altındadır. Bu tür riskler, hasta bakımının hızla yapılmasının gerektiği acil servislerde ve invazif işlemlerin yapıldığı yoğun bakım üniteleri, ameliyathanelerde daha da sıktır .

Sağlık çalışanlarında Hepatit B virüsü ile enfekte olma durumu normal popülasyondan yaklaşık 10 kat daha fazladır

KKKA, özellikle hastanın henüz tanı almadığı dönemde ve özellikle Acil Servis’e başvuran hastalara hizmet veren sağlık çalışanları için kan yoluyla bulaşan önemli bir hastalıktır. KKKA ile izlene hastanın kanı sağlık çalışanının eline battığında bulaşma oranı %30’dur

Sağlık çalışanlarının %37’si Eylül-Nisan dönemini içeren influenza sezonunda hastalığa yakalanmaktadır

Ameliyathane çalışanları arasında kesici-delici alet yaralanması sıklığı %83’e kadar çıkabilmektedir

Mesleksel HIV/AIDS bulaşan olguların %24’ünü yoğun bakım ünitesi çalışanları oluşturmaktadır

Belirgin bir süre boyunca dönüşümlü gece nöbetleri ile çalışan kadınlarda tip 2 diyabet gelişme riski orta derecede arttığı saptanmıştır

Gece nöbetleri düzeninde çalışan insanların hem uyku sürelerinin hem de uyku kalitelerinin daha kötü olduğu saptanmış, sirkadiyen ritmin bozulması, obezite, metabolik sendrom ve glukoz düzensizliği ile ilişkili bulunmuştur. Yalnızca gündüz çalışanlara göre nöbet usulü çalışanlarda diyabet gelişme riski istatistiksel olarak belirgin derecede daha yüksektir. Erkeklerde bu risk daha anlamlı izlenmiştir

Akşam ve gece vardiyalarında çalışan sağlık çalışanları, gündüz vardiyalarında çalışanlara göre iş kazaları ve sakatlık düzeyi açısından belirgin derecede daha fazla risk altındadır. Ayrıca akşam ve gece nöbetlerinde hasta ve hasta yakınlarının şiddetine maruz kalan hemşirelerin bu vardiyalarda şiddet ile baş edemediği ve daha fazla fiziksel hasar aldığı saptanmıştır .

Gece nöbetleri ile artmış iş kazası riski açısından belirgin düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Fazla mesai ile çalışanlarda , normal çalışma süreleri ile çalışanlara göre, iş kazaları %61 daha fazla görülmektedir. Günde 12 saati ve haftada 60 saati aşan çalışma süresi yaşanan iş kazaları sonucu %37 daha fazla zarar ile ilişkili bulunmuştur .

Nöbet usulü çalışan erişkinlerde, nöbet sistemi gastrin/asidopepsin sekresyon sistemini belirgin biçimde etkilemektedir. Midede yüksek asit salgısı ülser, gastrit ve ilerleyen dönemlerde mide kanseri için en sık ikinci neden olarak bilinmektedir

Gece nöbetleri miyokardiyal infarkt (kalp krizi) ve iskemik stroke (inme) ile belirgin derecede ilişkili bulunmuştur. Nöbet usulü çalışan insanlarda koroner olayların riski de belirgin düzeyde artmıştır .

4.5 yıl veya daha uzun süreyle veya haftada ortalama üç gece nöbeti ile çalışan kadınlarda meme kanseri belirgin olarak daha yüksek olduğu, ayrıca ilk gebeliğinden önce gece nöbetleri ile çalışmaya başlayan kadınlarda daha fazla görüldüğü tespit edilmiştir

Nöbet usulü çalışmanın özellikle hassas bireylerde duygu durum bozuklarını tetiklediği bilinmektedir. Majör depresif bozukluk riskinin, nöbet usulü çalışma sırasında ve sonrasında, maruziyetin süresine de bağlı olarak, arttığı gözlenmiştir. Ayrıca nöbet usulü çalışan bireylerde tekrarlayan duygu durum bozuklukları ve intihar meylinin de arttığı saptanmıştır

Ergonomik önlemlerin alınmadığı ortamlarda, uzun süre, mola vermeden çalışma nedeniyle kas iskelet sisteminde birikici travma bozukluğu ortaya çıkabilmektedir. Bel, boyun ağrısı, miyofasiyal ağrı sendromları, tendinit ve periferik sinir tuzaklanması bu hastalıklardandır. Bel ağrısı, diğer meslek gruplarına göre en çok sağlık bakımı verenlerde görülmektedir. Bel ağrısı yıllık prevalansı % 77 olarak bildirilmektedir Doktor, diş hekimi, hemşire, hasta bakıcı dahil sağlık çalışanlarının, en az bir vücut bölgesinde ağrıya %90.3 sıklıkta rastlanabilmektedir Diş hekimleri ile yapılan bir çalışmada, çalışma süresi ve pozisyonun, boyun ve bel ağrısı üzerinde önemli etkiye sahip olduğu gösterilmiştir

Dünyada “Organik sağlık sorunları” ile “psiko-sosyal sorunlar” sağlık personelinin çalışma ortamından kaynaklandığı ve çözümü için çaba gösterilmesi gereken mesleğe özel sorunlar olarak kabul edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Çalışma Örgütü’nün tespitlerine göre, sağlık çalışanları yaptıkları iş ve çalışma ortamından kaynaklanan özel durumlar nedeniyle sağlıkları özel olarak korunması gereken çalışanlardır. Fiili çalışma süresinin kısaltılması, emekli yaşının erkene alınması gibi uygulamalar da bu korunma uygulamalarından bazılarıdır.

5510 Sayılı Kanunun 40. Maddesi ile kimi ağır ve yıpratıcı işler için “fiili hizmet süresi zammı” adıyla emeklilik süresini diğer çalışanlara göre daha erkene alan bir düzenleme yapılmıştır. Ne yazık ki maddede ağır ve yıpratıcı işlerin başında gelen sağlık hizmetlerini üreten sağlık personeli yönünden bir düzenleme içermemektedir.. Yalnızca genel olarak radyasyonla ilgili işlerde çalışanların içinde yer aldığı için İyonlaştırıcı radyasyonla teşhis, tedavi, araştırma iş veya işlemlerinde çalışan sağlık personeli bu haktan yararlanabilmekle birlikte maddenin sağlık alanına özgülenmemesi nedeniyle sağlık personeli yönünden uygulanmasında ciddi sorunlar yaşanmaktadır

Devlet’çe, sosyal güvenliğin ve sosyal adaletin sağlanmasına elverişli ortamın yaratılması ve bu anlamda sosyal güvenlik alanında getirilecek bir haktan, aynı sosyal güvenlik kurumu içinde yer alan ve temelde birbirine yakın konumda bulunan tüm sigortalıların “dengeli ve makul” ölçüler içinde yararlanmalarını öngören düzenlemelerin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Aynı durumdaki kişilerin, yasanın öngördüğü haklardan aynı esaslara göre yararlandırılmaları ise eşitlik ilkesinin gereğidir. Sağlık çalışanlarına oranla işleri daha ağır ve yıpratıcı olmayan kimi sigortalılar uzun zamandan beri fiili hizmet süresi zammından yararlandırılmaktadır. 40’ıncı maddeye eklenmesi önerilen bend ve sözcüklerle devletin sağlık çalışanlarına yönelik koruma yükümlülüğünü yerine getirmesi amaçlanırken aynı zamanda mevcut bir haksızlığın ve eşitsizliğin giderilmesi amaçlanmaktadır.

Önerilen düzenlemelerin kabul edilerek yasalaştırılması durumunda; genel olarak sağlık ve sosyal hizmet veren bütün işyerlerinde çalışan sağlık personeli yönünden çalışılan her bir 360 gün için 120 gün, geceleri, tatil günleri ve fazla sürelerle çalışma gibi ağır ve çalışanı yıpratıcı çalışma biçimlerine tabi tutulan sağlık personeli için 180 gün ve diğer sağlık hizmetlerine oranla daha ağır ve çalışanı yıpratıcı özellikte olan acil sağlık hizmetleri, yoğun bakım gibi işlerde çalışan sağlık çalışanları için 180 gün fiili hizmet süresi zammı eklenecektir. Bununla beraber genel olarak sağlık ve sosyal hizmet veren bütün işyerlerinde çalışan diğer hizmet sınıfına dahil personel içinde çalışılan her bir 360 gün için 60 gün, vardiya, nöbet, icap nöbeti, uzatılmış mesai gibi çalışma biçimleri ile yoğun bakım, acil sağlık hizmetleri, ameliyathane, İyonlaştırıcı radyasyonla teşhis, tedavi, araştırma iş veya işlemleri ile ağırlığı ve yıpratıcılığı bakımından benzeri nitelikteki işlerde çalışan diğer hizmet sınıfına dahil personel için 90 gün fiili hizmet süresi zammı eklenecektir.

            Ayrıca sağlık çalışanlarının fiili hizmet süresi zammından yararlandırılacakları dönem içinde kalan; yıllık ücretli izin, sıhhi izin, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil günleri ile eğitim, kurs, iş öncesi ve sonrası hazırlık sürelerinde fiilen çalışmış gibi kabul edilmesi, fiili hizmet sürelerinin bütünüyle prim ödeme gün sayısına eklenmesi ve emeklilik yaş haddinden düşülmesi söz konusu olacaktır. Yanı sıra fiili hizmet süresinin yaş haddinden indirilebilmesi için en az çalışma gün sayısı yer altı işlerinde çalışanlarda olduğu gibi 1800 gün olacaktır.



Paylaş

CHP Tokat Mv. Dr. Orhan DÜZGÜN Hayati YAZICI Hakkında Meclis Soruşturma Önergesi

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

İran’da tutuklanarak tüm malvarlığına en konulan Babek Zencani’nin kiraladığı ULS Havayollarına ait TC-ABK KZU755 sefer sayılı kargo uçağında Babek Zencani’ye ve Rıza Zarrab’a ait kanun dışı yollardan Türkiye’ye sokulmak istenilen, hiçbir resmi belgeyi haiz olmayan ve Gana’dan kaçak yollarla getirilen 1.500 kg altın dolusu uçağın yoğun sis gerekçesiyle, 1 Ocak 2013’te İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı yerine İstanbul Atatürk Havalimanı’na inmesi üzerine; Babek Zencani ve Rıza Zarrab’a ait 1.500 kg altının, herhangi bir fatura ve taşıma belgesi olan konşimentosunun bulunmadığı gerekçesiyle uçak parkına çekilerek mühürlenmiş, yasal belgelerinin ibrazı istenilmesi üzerine de, sahte konşimento ve uçağın inişinden sonrası tarihe ait faturalarla Gümrük İdaresi yanıltılarak işlem yaptırılmaya çalışıldığı anlaşılmıştır. Bunun sonucunda 17 gün havalimanında bekletilen altın dolusu uçağın 18.01.2013 tarihinde sahte belgelerle ve beyanlarla Dubai’ye gönderilmesine imkan ve ortam tanıyarak altın kaçakçılığındaki suç delillerini ortadan kaldıran Gümrük Bakanı Hayati Yazıcı, yapılan işlemlere yasal kılıf hazırlandıktan ve söz konusu uçağın ülkemizi terk etmesinden 29 gün sonra, 15 Şubat 2013’te olayın incelenmesi için 254 sayılı soruşturma talimatında “uçağın taşıdığı eşyanın transit eşyası olduğunu, Dubai’ye gittiğini, akaryakıt ikmali için uçağın Türkiye’ye iniş yaptığını” belirterek bu yönüyle soruşturma yapılmasını, yapılan soruşturmanın da 1 aylık süre içerisinde tamamlanmasını istemiş ve görevlendirdiği müfettişi yönlendirerek, soruşturma süresini 1 aylık süreyle kısıtlamış, görevlendirdiği müfettiş tarafından hazırlanan raporla altın kaçakçılığı olayına dair yolsuzlukların kapatılmasını sağlamıştır. Yine, kendi ve/veya üst düzey kamu bürokratlarının talimatıyla kaçakçılık olaylarının kapatılmasına yardım etmiş veya bilerek müsamaha göstermiş kamu görevlilerini koruyarak ve bu amaçla göstermelik olarak alt düzey kamu kamu görevlileri hakkında soruşturma yaptırarak, Gümrük Müsteşarı dahil olaya dahli bulunan üst düzey bürokratlar hakkında hiçbir işlem yaptırmamış, 5607 sayılı Yasanın 4/6 ncı maddesine ve TCK’nın 279/1 inci maddesine göre açıkça suç işleyen kamu görevlilerini aklamış, mevzuatın Bakanlıklarına tanıdığı kontrol ve denetim görevlerini yerine getirmemiş, 1.500 kg altın kaçakçılığı olayının ve bu kapsamda yapılan rüşvet ve yolsuzluk olaylarının kapatılmasına bilerek olanak tanımış, altın kaçakçılığı olayının ileride adli makamlarca öğrenilmesi ve bu kaçakçılık fiilinin 5607 sayılı Yasa 3/11 4/1, 4/2, 4/5’nci maddesi kapsamında ve bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlendiği iddiası ile yeniden soruşturulabileceği düşüncesiyle, Zencani’nin şirketlerine ve ortağı olan Rıza Zarrab’a ağır cezaların verilmesinin önüne geçilebilmesi amacıyla, 11 Nisan 2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6455 sayılı Kanun ile 5607 sayılı Yasanın 3/11’nci maddesini kabahat olmaktan çıkararak, bununla ilgili olarak taksirle suç işlenen fiillerin cezalandırıldığı 4458 sayılı Gümrük Kanununda düzenlemeler yaparak, kaçakçılık sayılan bu fiil ve kabahat ifadesinin 5607 sayılı Kaçakçılık Kanunundan çıkarılmasını sağlamış, bu sayede süreç içerisinde altın kaçakçılığı fiil ve eylemini gerçekleştirmeye teşebbüs eden ULS Havayollarına ve yetkililerine idari para cezası kesmek yerine, söz konusu suçu işlemeyen firmalara idari para cezası keserek haksız ve hukuksuz kesilen para cezalarının Mahkemeler nezdinde daha kolay iptal ettirilmesi sağlanmıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerden ve bunları görevi sırasında işlemesinden dolayı eski Gümrük ve Ticaret Bakanı Rize Milletvekili Hayati YAZICI’nın eylemleri Türk Ceza Kanununun 257. Maddesinde yer alan görevi kötüye kullanmak suçlarına uygun düştüğünden Anayasanın 100 ve TBMM İçtüzüğünün 107. Maddeleri uyarınca Meclis Soruşturması açılmasını saygılarımızla arz ve teklif ederiz.


Dr. Orhan DÜZGÜN
Tokat Milletvekili

Paylaş

CHP Tokat Mv. Dr. Orhan DÜZGÜN'den Papa'ya mektup

                  Papa Francis ,

                İstanbul’da Ekümenik Patrikhanesine yapacağınız ziyareti memnuniyetle öğrendim. Türkiye ziyaretinizde Cumhurbaşkanının sizi konuk etmeyi planladığı Ak Saray isimli yapı Ankara 5. İdare mahkemesi 2011/ 879 numaralı karar ile yapımının yürütülmesinin durdurulma kararına rağmen halkın görüşü alınmaksızın halktan alınan vergilerle kanunlara aykırı bir şekilde kaçak olarak yapılmıştır. Hatta binanın tartışmalı statüsü kaçak saray şeklinde bir takma ismin de ortaya çıkmasına yol açmıştır. İslamiyet’te lüksün haram kılınması nedeniyle de samimi inananların onaylamadığı bir yapıdır. Bu bağlamda; Kutsal mevkiinizin saygınlığı ve Müslüman ile Katolik cemaatleri arasında ki dostane ilişkileri dikkate aldığımızda seyahat planınızın sözde AK Saray’da bulunmanıza ilişkin ayrıntılarını tekrar gözden geçirmenizi dilerim.

                 Saygılarımla .

                                                                                                                               Dr. Orhan DÜZGÜN

                                                                                                              Cumhuriyet Halk Partisi Tokat Milletvekili

                                                                                              Cumhuriyet Halk Partisi Grup Yönetim Kurulu Üyesi

                                                                                                          İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Üyesi

                                                                                                                        Milli Savunma Komisyonu Üyesi

            

                 Your Holiness,

                 Pope Francis,

                Kindly let me express my gratification regarding your visit to the  Ecumenical  Patriarchate of İstanbul. The mansion named “AK Saray” (White Palace) where the current President of Turkey intends to host you in the course of your visit is constructed unlicensed in spite of a motion for stay of execution numbered 2011/ 879 by the 5 th. Administrative Court of Ankara regarding the construction. This building has been constructed inconsistent with law, without considering the opinion of the public and financed by the taxes of the tax payers. Controversial  status of the building even triggered the invention of nickname Kaç-AK Saray (illegal palace ) . Moreover this building is disapproved by the sincere society due to the fact that luxury is accepted as “forbidden by the Islamic religion”. In this context , regarding the reputation of your Holly Office and cordial relations between Muslim and Catholic communities I wish that you reconsider details of your travel plan related  to your presence in so-called AK- Saray.

                Yours respectfully,                                                                                                                                                                                                                                                                                    Dr. Orhan DÜZGÜN

                                               Member of Parliament of the Republican People's Party-Province of Tokat

                                                               Republican People's Party Group Steering Committee Member

                                                                              Member of Human Rights Investigation Commission

                                                                                                              National Defence Commissioner

Paylaş

CHP'nin Önergeleri Reddedildi

Zafer Gazetesi - 8 Ocak 2014


Paylaş

Gezi Parkı Direnişi - Türkiye`de neler oluyor

Paylaş

Basında Orhan Düzgün

Video

Orhan Düzgün Kanal B Güncel Programı 1. Parça


Orhan Düzgün Kanal B Güncel Programı 2. Parça


Dr.Orhan Düzgün Halk Tv Güne Başlarken Programı




meclis-konusma-2
soru1